ASIL HAYAT: AHİRET HAYATI
Âhıret, ölümden sonra başlayacak olan yeni, sonsuz ve gerçek bir hayattır. Âyet-i kerîmede buyurulur:
“Bu dünya hayatı bir eğlenmeden, bir oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurduna gelince, şüphe yok ki o hayatın tâ kendisidir. Bunu bilmiş olsalardı…” (Ankebût, 64)
Ahirete iman eden kişiler, bu dünyayı en güzel şekilde değerlendirir, ömürlerini ibadet ve güzel ahlakla süsler. Mahşerde büyük hesâbın dehşet ve şiddetinden gözleri ve gönülleri Allâh korkusuyla yaş döker.
KISSA: ÇARŞIDAKİ HESAP
Sâlihlerden bir zât pazara uğramıştı. Lüzumlu birkaç şey alacaktı. Alacağı şeylerin karşılığını da evde hesaplamış ve elindeki mevcûd parasının buna kâfî olduğuna kanâat getirmişti. Fakat pazar yerine vardığında o para alacaklarına yetmedi. Bunun üzerine o sâlih kişi ağlamaya başladı ve bu hâli uzun bir müddet devam etti. Etrafındakiler, buna şaşırdılar. Alacaklarına parası yetmediği için ağlamasının yersiz olduğunu söyleyerek kendisini teskîne çalıştılar. Bir zaman sonra kendine gelen o sâlih zât, boğazında düğümlenen son hıçkırıklar arasında şaşkın kalabalığa şöyle seslendi:
“–Gözyaşlarımı bu dünyâ için sanmayın! Düşündüm ki, bugün evdeki hesap çarşıya uymuyor! O hâlde yarın dünyâ hesabı âhırete nasıl uyacak?!.”
Ahiret hâdiseleri denilince:
-
Canlılar için ahiret hayatının mukaddimesi olan ölüm, berzah âlemi, kabir hayatı.
-
Sûra üfürülmesi ve herkesin tekrar dirilerek kabirlerden kalkıp mahşer meydanında toplanması.
-
Dünya'da iyilik veya kötülük cinsinden yapılan işlerin kaydedildiği amel defterinin sahiplerine okutulması.
-
İyilik ve kötülüklerin tartıldığı mizan (terazi)'nin kurulup amellerin tartılması.
-
Bütün insanların üzerinden geçmeleri mecburî olan Sırat köprüsünden geçiş.
-
İmanlı ve ameli iyi olanların gideceği Cennet
-
İmansız ve ameli kötü olanların gideceği Cehennem
-
Peygamberimizin, seçkin müminlerle başında bulunduğu Kevser Havzı
-
Peygamberimizin müminlere şefaati, gibi hadiseler hatıra gelir.
İşte bütün bunlar, Ahirete iman konusu içinde ele alınması gereken konulardır. Kesin nasslarla sabit olan bu hususlara inanmak, imanın şartlarındandır. Bunlardan birini inkâr ise, ahireti inkâr demektir.
(Ölüm, Kabir Hayatı, Kıyamet, Mahşer, Mizan, Sırat, Şefaat, Cennet ve Cehennem kısaca anlatılır.)
YENİDEN DİRİLİŞ
Dünyâ hayatı tamamlanıp bittikten sonra büyük meleklerden İsrâfîl -aleyhisselâm-, bir Sûr üfürecek ve o Sûr ile insanlar dirilip kalkacak ve mahşer yerine geleceklerdir.
“Siz Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, siz bir zamanlar ölüler idiniz de sizi o diriltti. Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve en sonunda Ona döndürüleceksiniz.” (Bakara Suresi, 28)
“İnsanlar uykudadır. Ölümle uyanırlar...” (Hz. Ali –ra-)
Öldükten sonra dirilmenin delilleri
1. İlk yaratılış
“İnsan görmez mi ki, biz onu bir nutfeden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş! Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misâl getirmeye kalkışıyor ve «Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor.”
“De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. İşte siz, ateşi ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan onların benzerlerini yaratmaya kâdir değil midir? Evet, elbette kâdirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır.”
“Bir şey yaratmak istediği zaman O’nun yaptığı «Ol!» demekten ibarettir. Hemen oluverir. Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allâh’ın şânı ne kadar yücedir. Siz de O’na döneceksiniz.” (Yâsîn, 77-83)
KISSA: ÇÜRÜMÜŞ KEMİKLER
Mahmut Toptaş hoca anlatıyor:
12 eylül 1980 askeri darbesinde ben Mersin’in Mut kazasında vaizdim. Darbede hapse atılanlara vaaz etmekle görevlendirildim. Solcuların koğuşunda iman esaslarını anlatıyordum. Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, imanı anlattım. Sorularını cevaplandırdım. Bunlara imanın zaruretini anlattım kabul ettiler. Altıncı hafta da ahirete imanı tam anlatmaya başlayacağım ki, soygun yaparken yakalanan güçlü kuvvetli biri: “Hoca, bu dördüne inanırız ama ahirete inanmayız. Boşuna nefes tüketme” dedi.
- Neden? dedim.
-“Bak hoca bir insan denize düşse, onu balina yutsa, balinayı balıkçılar tutsa, yirmi bin parçaya bölse yirmi bin insan yese, bu insanların da biri denizde ölse, biri karada yansa duman olsa, biri toprağa gömülse ot olsa koyun yese et olsa...., bu denize düşen ilk insanı Allah nasıl toplayıp ta ahirette hesap soracak? Diye cevap verdi.
Dedim ki: Sen dağılışı anlattın, ben de senin toplanışını anlatayım. Siz bundan otuz beş sene önce hiç yoktunuz. Derken bir damlanın milyonlarcasından biri olarak ana rahmine düştün. Bu Allah o küçücük damlaya şekil verdi. Suya yazı yazılır mı? Allah dilerse o gözle görülmeyecek kadar küçük suya güzel göz, tatlı yüz, bal gibi söz verir. Dokuz ay sonra dünyaya geldin. O güne kadar musluğu kapalı olan ananın göğüslerinden süt akmaya başladı. Dişlerin çıkınca süt kesildi. Bu sefer Adana’nın domatesleri sana doğru yuvarlanıp geldi. Rize’nin çayı, Karaman’ın bulguru, Edremit’in zeytini, Trakya’nın ay çiçek yağı, Erzurum’un peyniri sana akmaya başladı. Ayrıca bunların oluşması için Afrika’nın lodosu, Kafkasların poyrazı geldi.
Yani sen o denizde düşen adamın dağıldığı yerlerden toplandın ve seksen kiloluk adam oldun. Ölümlü insanoğlu Ankara’dan yaptığı yayını bir düğmeye basarak televizyon ekranında resmini, sesini, rengini, toplayabiliyorsa insanı yaratan Allah toplayamaz mı? deyince “toplar hocam” demişti.
Sonra o bölümde güzel oldu ve güzel kitaplar okuyarak eski pisliklerinden temizlendiler.
2. Tabiatın baharda yeniden dirilmesi, ölü toprağın su ile hayat bulması
Güz mevsiminde ölen bütün bitkileri ve hayvanları, baharda yeniden hayata kavuşturan Allah, elbette vefat eden insanları da ahirette yeniden diriltecektir. “O ölüden diri, diriden de ölü çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.” (Rûm, 19)
Kupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir'dir. (Fussilet, 39)
MİSAL: insanın uyku ile her gün ölüp ölüp dirilmesi, anne karnındaki bir ceninden bir insanın meydana gelmesi, göklerin ve yerin yoktan var edilmesi..vb. örnekler de ahretin varlığının delillerindendir.
Toprağa hangi tohum atılmıştır da bitmemiştir? İnsanların tekrar dirileceğinden niçin şüphe ediyorsunuz?" (Hz. Mevlana –ks-)
3. İlahi adaletin tecelli etmesi
İnsanoğlu kendi vücûdunu ısıran bir sineğe bile kızıp onun cezasını vermekte ve bir kahvenin hatırını da kırk yıl saymaktadır. Dolayısıyla kendisinden bir ömür boyu sâdır olan iyi ve kötü davranışlarının Allâh indinde karşılıksız kalacağını düşünmek kadar abes bir gaflet olamaz. Zîrâ bu dünyâda zâlimin zulmü, mazlûmun âhı; kâfirin küfrü, mü’minin de îmânı var. Şâyet bunların mükâfat ve cezası olmasaydı, bütün mevcudâtı insanın emrine âmâde kılan ilâhî program mânâsız kalır, insanın yaratılışı da abes olur ve bu da Cenâb-ı Hakk’ın adâlet sıfatına muhâlif olurdu. Oysa Hakk Teâlâ bütün noksanlıklardan münezzeh olduğu gibi bundan da münezzehtir.
“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.” (Zilzâl, 7-8)
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMELİ
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” Bu sebeple, insan yaşantısına dikkat etmelidir. Bu hususta Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri’nin şu nasihati ne büyük bir îkâzdır:
“Dünyanın bir saati, kıyâmetin bin senesinden daha kıymetlidir. Zîrâ orada kurtuluşa kavuşturacak bir amel yapılamaz.”
KISSA: SEN KİMİNLEYDİN?
Rivâyete nazaran bir vâiz kürsüde kıyamet ahvâlini anlatmaktaydı. Cemaatin arasında Şeyh Şiblî Hazretleri de vardı. Vâiz, sohbetinin sonuna doğru Cenâb-ı Hakk’ın kabirde soracağı suallerden bahisle:
“İlmini nerede kullandın, sorulacak! Malını mülkünü nerede harcadın, sorulacak! İbâdetlerin ne durumda, sorulacak! Haram-helâle dikkat ettin mi, sorulacak!.. Bunlar sorulacak; şunlar da sorulacak!..” diye uzun uzadıya birçok husus saydı.
Bu kadar teferruata rağmen meselenin özüne dikkatin çekilmemesi üzerine Şiblî Hazretleri, vâize seslendi:
“Ey vâiz efendi! Allâh Teâlâ o kadar çok suâl sormaz. O sorar ki: Ey kulum! Ben seninleydim, sen kiminleydin!”
Zâyî olmuş, anladık;
Sensiz geçen sâatimiz...
NE EKERSEN ONU BİÇERSİN
İmam Gazâlî -rahmetullâhi aleyh- şöyle der:
“Dünyada mârifet zevkine varamayan, âhirette müşâhede tadını alamayacaktır. Kişi dünyâda kazanıp bedelini ödeyemediği bir şeye âhirette sâhip olamaz. Burada herkes neyi ekmişse âhirette onu biçecektir.”
O halde şu ayeti kerimeye kulak verelim:
“Ey îmân edenler! Allâh’a karşı, O’nun azamet-i ilâhiyyesine göre takvâ üzere olun ve ancak müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 102)
O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner;
Azrâil’e “hoş geldin” diyebilmekte hüner!..
N. Fazıl Kısakürek